Kayıtlar

Tarih etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

BİR TAŞRALI HASTALIĞI: TEK TİPÇİLİK

Resim
BİR TAŞRALI HASTALIĞI: TEK TİPÇİLİK Türkiye’de tedavisi olmayan bir hastalık var: Hakikatin merkezine kendini koyma hastalığı. Bu hastalık bencillikten ve taşralı olmaktan kurtulamamaktan kaynaklanıyor. İnsanların kendi fikirlerine inanmaları, inandıklarını savunmaları doğal ve olması gereken bir şeydir. Fakat kendi fikrini hakikatin tek ölçüsü hâline getirmek, alternatif düşüncelerden cüzamdan kaçar gibi kaçmak bir taşralılık hastalığıdır. Taşralılık derken dünyaya kapalı olmayı kast ediyorum. Pekala İstanbul'un göbeğinde de taşralı olunabilir, Bayburt’un köyünde de medenî olunabilir. Taşralı, "mahalle"sinin fikrini mutlak kabul eden, dünyaya yabancı insandır. Bu hastalığın futbolda olması anlaşılabilir. Çünkü futbol tabiatıyla taraftarlıktır. Kişi bir takımı sever, destekler; yenilse de, hatalar yapsa da -belki eleştirir fakat- takımını desteklemeye devam eder. Ancak bu durum –memleketimizde yaygın olduğu üzere- din ve siyasette yaşanınca ortaya abes manzara...

ALLAH'I POLİTİKAYA İCBAR ETMEK

Resim
Bugünlerde “onların doları varsa, bizim de Allah'ımız var” tartışmaları aldı, yürüdü. Bu argüman ve bu argümana karşı çıkışlar yeni değil. Osmanlı’nın sonunda da “Allah’ımız var bizim, tevekkül edelim” deniliyordu. O günlerde Mehmet Âkif (Ersoy) “’Kadermiş!’ Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru: / Belânı istedin, Allah da verdi... doğrusu bu.” diye başlıyor “Bütün o işleri rabbim görür; vazîfesidir... / Yükün hafifledi... Sen şimdi doğru kahveye gir!” diyordu. Sorunu “’Çalış!’ dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun” diye tahlil ediyordu. (Şiirin tamamını aşağıya ekleyeceğim.) Aradan geçen bir yüzyıla rağmen millî düşüncemizde -görülüyor ki- değişen pek bir şey olmamış. Hâlâ yüz sene evvelki ile aynı muhasebeyi görüyoruz. Çalışmayıp, vazifemizi yapmayıp; “Hudâ'yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ” vaziyetinde Rabb’e politika buyuruyoruz. Böyle bir adetullah (Allah’ın adeti) var mı? Böyle bir adetullah olmadığının en büyük kanıtı Muhammed Peygamber Uhud savaşıdır. Cenab-ı Hakk ...

3 MAYIS'I ANARKEN

Resim
I- 3 Mayıs Atsız'ın ifadesiyle Türkçülüğün ayağa kalkış günüdür. Türkçülerin siyasî platformda "ben de varım" deyişlerinin yıl dönümüdür. II- 3 Mayıs ruhunu yaşamak ve yaşatabilmek geçmişin neşriyatını gündeme getirmek ve kuru bir anmaktan ibaret olmamalıdır. Bilakis bu tavır 3 Mayıs ruhunu bastıran bir gaz alma faaliyetidir. 3 Mayıs Türkçülüğün "ben de varım!" demesinin yöntem ve araçlarını tartışmanın, her yıl yeniden var olabilmenin bir vesilesi olmalıdır. III- Yeniden var olabilmek nasıl mümkündür? "Yeniden" denildiğine göre önceden var olmak gerekir ki vardık, sonra yok olmak gerekir ki yokuz. Peki, var olmak ne demektir? Descartes "düşünüyorum, o hâlde varım" diyor. Varlığını düşünmek/anlamlandırmak temeline oturtuyor. Hakikaten var olmanın birinci belirtisi ve şartı süje(tahlil eden/anlamlandıran ben) olmaktır. Bakmak görmeyi, görmek anlamlandırmayı ve ancak anlamlandırmadır ki, faaliyet ve değişimi beraberinde getirebilir. I...

İNKİŞAFIN ANAHTARI: HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ

Resim
Türkiye’nin diğer medeniyetlerle yarışında üstün gelmesini ve kalkınarak gelişmesini istemeyenimiz yok. Peki, bu nasıl olacak? Sanayi devrimini kaçıran ecdadın ceremesini çeken nesilleriz biz. Hâlâ şimendiferi yakalama gayretindeyiz. Ancak günlük mevzuları tartışmak bazen ufkumuzu daraltıyor, küçük hesaplarla büyük kazançlar elde edeceğimiz zannına kapılıyoruz. “Üç kuruşa beş köfte yok”. Çalışmak mecburiyetindeyiz. Dünya bugün “yapay zekâ teknolojisi”nden, “yapay organ üretilmesi”nden, “doğal kaynakların enerji ihtiyacını karşılamada kullanılması”ndan bahsediyor. Bugünün teknolojisi artık makineleri bırakın bilgisayarlar bile değil. Dünya “3 Boyutlu Yazıcı” teknolojisi ile hem her evi bir fabrika hâline getirmeye hazırlanıyor, hem de insanın mahsurlu uzuvlarını insandan elde ettiği hammadde ile bilgisayarda düzelterek üç boyutlu yazıcı ile organik uzuvlar yaratmayı tartışıyor. Biz bu tartışmaların ancak “bu etik mi”, “Tanrı’nın yarattığı kadere müdahale anlamına gelmez mi” boy...

MARKSİZM'E BİRKAÇ ELEŞTİRİ

Resim
Trabzon’da farklı fikirlerden okur-yazar gençlerin bir araya gelebilecekleri, fikir teatisinde bulunarak kendilerine ve düşünceye katkı yapabilecekleri bir platform ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu amaç etrafında Genç Entelektüeller Topluluğu adını verdiğimiz bir yapı teşekkül ettirdik. Bu topluluk ile herhangi bir mani çıkmadıkça haftada bir toplanmaya, farklı konuları değerlendirmeye çalışıyoruz. En büyük maksadımız farklı fikirlerden gençleri bir araya getirebilmek, birbirlerini saygı ve tahammül çerçevesinde dinleyebilecekleri bir ortam yaratmaktı. Genç Entelektüeller Topluluğu olarak 17.Mart.2017 Cuma günü oldukça güzel bir tartışma meydana getirdik. Marksist düşünceden bir arkadaşımız bize “Sosyalizm ve Ahlâk” başlıklı bir sunum yaptı. Karşılıklı eleştiri ve tartışmalarda bulunduk. Kendi adıma çokça istifade ettim. Bu tartışmada eleştirmek üzere aldığım notları, orada söylemeye imkân bulamadıklarımı henüz sıcakken bir vesika olarak kaydetmek üzere bu satırları yazmaya karar ...