Kayıtlar

Siyaset etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

HUKUK TOPLUMSAL VAHŞETTEN SORUMLU OLMAKLA İTHAM EDİLİYOR

Resim
            İNSANIN KUTSAL DOĞASI Dehşet verici olaylara tanık oluyoruz. Bu dehşet insanın kutsal doğasıyla bağdaşmaz bir şey. İki seçenek var; ya bu dehşete alışmak yani insanlıktan çıkmak ya da aklını iyice yitirmek. Bu ikisi dışında bir seçenek yok gibi görünüyor. Aynı yeryüzünün üstünde bambaşka dünyalar tecrübe ediyoruz. Kimileri için insan en üstün değer, her şey insan için ve insanla değer kazanarak var; kimisi içinse dünya içlerindeki kötülüğün varlık bulabilmesi için bir zemin. Bu iki dünya algılayışının zıtlığı arasındaki mesafeyi ölçmeye akıl yetmiyor. En azından benim aklım yetmiyor, hâliyle anlayamıyorum. Ben insanın iyi tabiatına dair umut taşıyanlar safındayım. Fakat umut bilgi değildir, garanti değildir, taahhüt değildir. “İnsana dair umut taşıyorum” diyorum; yani dediğim şu: “Gördüğüm pek hoş bir şey değil ama yine de insanda bir değer, bir anlam olmalı”. Şu yeryüzünde kutsal bir şey var mı? Şayet varsa, bir tanecik bile kutsal olan bir ş...

SİNAN OĞAN VE TÜRKÇÜ UFUK

Resim
(BAŞLAMADAN ÖNCE: YAZAR, SİNAN OĞAN'A YÜKLEDİĞİ BU ANLAMDAN DOLAYI SONRADAN PİŞMANLIK DUYDUĞUNU HEMEN YAZININ BAŞINDA İFADE ETMEK İSTİYOR. 02.10.2023. Pirali.)   Sinan Oğan'ın bir Youtube kanalında katıldığı programı henüz izleyebildim. Programı izlemeden önce muhalefetin aday belirleme sürecinde yaşanan olayları ve birtakım politikalarını protesto etmek için ilk turda Sinan Oğan'a protesto oyu vermeyi düşünüyordum. Ancak Sinan Oğan'ı izledikten sonra fikrim değişti, artık Sinan Oğan'a Sinan Oğan olduğu için oy vermeyi düşünüyorum. Bir Türk milliyetçisi/Türkçü olarak Türkiye'nin aydınlık geleceğinin Türk milliyetçiliğinde/Türkçülükte olduğuna dair bir inanç taşıyorum (Yeri gelmişken, bu yazıda Türk milliyetçiliği ile Türkçülüğü eş anlamlı olarak kullandığımı belirtirim). Türkiye'de Yusuf Akçura'nın tespitiyle üç siyaset yapma tarzı vardır. Bunlar Batıcılık, İslamcılık ve Türkçülüktür (Belki bunlara azınlıkçıları da bir dördüncü olarak ekleyebiliriz). B...

6’LI MASANIN KAÇINILMAZ SONU

Resim
  GİRİŞ Usûl esasa mukaddemdir. Yanlış bir usûl (yöntem/metot) kullanılarak doğru bir sonuca varmayı beklememek gerekir. Zira usûl aynı zamanda esasın amillerinden bir tanesidir. Kendisine mahsus bir aletle kesilmesi gereken bir mücevheri çekiçle kesmeye çalışmak mücevherin kırılmasına ve zayiatına sebebiyet verir. Yine bilindik bir örnekle birlikte düğmeleri yanlış iliklenmeye başlandığında, yani gömlek ilikleme işine yanlış bir usûlle girişildiğinde neticede doğru bir sonucun ortaya çıkmasını beklemek mümkün değildir. Dün Meral Akşener'in açıklamalarıyla birlikte kamuoyunda "6'lı Masa" olarak bilinen Cumhuriyet Halk Partisi, İyi Parti, Saadet Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti'den oluşan yapının dağıldığını öğrendik. Siyaset arenası savaş alanına döndü ve herkes birbirini suçlamaya başladı. Ancak yanlış bir usûlle yola çıkan bu hareketin bugünlerini görmek değil, başarısını görmek şaşırtıcı olurdu. Bu yazıda bugüne...

DEPREMDE POLİTİKA YAPILIR MI?

Resim
Politika "polis" (πόλις) kelimesinden geliyor. Polis eski Yunan şehir devletlerinin özel adı. Politika "şehirle/devletle ilgili olan", "polisi/devleti yönetme sanatı" gibi anlamlara geliyor. İnsan hayatını kural olarak özel alan ve kamusal alan olarak ayırmak mümkün. Kamusal alanda cereyan eden tüm hadiseler polisi ilgilendirir dolayısıyla da politiktir. O hâlde politika bizzat deprem için yapılır zaten. Hem politika deprem için yapılmaz da ne için yapılır? Bir yapının inşası için devletin çeşitli makamlarının izni gerekiyor. İnşaat faaliyetinin denetlenmesi gerekiyor. İnsanlar sosyo-ekonomik sebeplerle bu evleri tercih ediyor (öyle ya kim boğaza nazır müstakil evde yaşamak istemez?). Buraya kadar her şey politik. Nihayetinde yağmur yağması, güneş açması kadar doğal, herhangi bir hastalıktan vefat etmek kadar üzücü ama sıradan deprem dediğimiz bir doğal hadise gerçekleşiyor ve yapının usulüne uygun inşa edilmediği meydana çıkıyor. Sonra yine politik şeyl...

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VE MERHAMET POLİTİKASI

Resim
  Yaklaşık bir haftadır yoğun bir siyasî gündem mevcut. Cuma'yı Cumartesi'ye bağlayan gece yayınlanan Resmî Gazete siyasal gündemimizi oldukça yoğun bir şekilde etkiledi. İstanbul Sözleşmesi'ne ilişkin cumhurbaşkanı kararı hem hukuk akademisinin, hem de siyasetin öncelikli gündem maddesi hâline geldi. Biz de bu hususta fikirlerimizi ifade etmek istiyorduk. Ancak akademik çalışmalarımız fikirlerimizi etraflıca ifade etmemiz için uygun zamanı bize bir türlü yaratmadı. Bugün yakaladığım kısa fırsatta bu husustaki acizane fikirlerimi kısaca ifade etmek istiyorum. İstanbul Sözleşmesi'nin içeriği elbette tartışılabilir. Yarar mı, zarar mı getirdiği; bizzat mevcut hükumetin öncülüğünde imzalandığı hâlde bugün neden recmedildiği siyasetin konusudur. Biz bu konuyu tartışmayacağız. Diğer taraftan, sözleşmenin iptaline ilişkin usul pozitif (yürürlükteki) hukuka uygun mu, değil mi tartışmaları hukuk akademisi içerisinde bir haftadır tartışılıyor ve çoğunluk görüşü usule aykırı bi...

SOSYAL MEDYA TARTIŞMASINA DAİR

Resim
Görsel kaynağı: https://www.technokurt.com/ twitterda-sansur-rekoru-turkiyenin/ Özellikle iki akşamdır sosyal medyanın yasaklanması veya kontrol altına alınmasına ilişkin tartışmalar gündemi bir hayli meşgul etti. Bu tartışmalara dair bizim de birkaç düşüncemiz var. Bu düşünceleri paylaşmak istiyoruz. Evvelâ hükûmet sosyal medya tartışmalarında bazı hususlarda haklı. Özellikle Kişisel Veri ve Unutulma Hakkı üzerine çalışırken incelediğimiz ve o zamandan beri de dikkatimizi sürekli çektiği üzere sosyal medya platformları her gün binlerce insanın kişilik haklarının ihlâl edildiği mecralardır. İnsanlar bu platformlarda yarın yüz yüze bakacaklarını unutarak fütursuzca davranmakta, birbirlerine saygısızlık yapmaktadır ki bu olayın ahlakî ve içtimaî boyutunu oluşturmaktadır. Bizim ilgi ve uzmanlık alanımız olması itibariyle hukuk boyutunu incelediğimizde ise bir defa sosyal medya platformlarında çok yaygın şekilde hakaret ve nefret suçlarının işlendiğini, insanların şeref ve itibarını...

TÜRKÇÜLÜK DOKTRİNİN İNŞA VE İHYASI

Resim
Gerek yoğun meşguliyetler, gerekse –ve daha çok olarak da- tembellik sebebiyle uzun vakittir Tahtapod'ta yazmayı ihmâl ediyorum. Bu ihmalkârlığa nihayet vermek adına üzerine düşünmekte olduğum bir hususu ilgilerinize sunuyorum. Katıldığım birçok toplantıda muhataplarıma, dinlediğim konferanslarda da hatiplere şu suali yöneltiyorum: "Türkçülüğün bir tanımı var mıdır, sınırları belli midir"? Bu sualin henüz beni tatmin edecek bir cevabına rastlamadım. Kimileri "Türkçülük Türk milletini sevmek ve ona hizmet etmektir" diyor. Bu cevaba mukabil ben de "o hâlde Türk milletini seven, ona hizmet ettiği inancıyla, Türk milletinin huzur ve sükûnunu komünizmde gören bir kişi de Türkçüdür; öyle mi?" diyorum, hatta kanaatimizce bu tanıma göre Türkiye'de Türkçü olmayan kimse Kalmamaktadır. Hâlbuki bir tanım, mefhum her şeyden evvel ağyarına mani olmalı, sınırları çizilmiş / belirlenmiş olmalıdır. Var olmak, her şeyden evvel farklı olmaktır. Bir başka cevap ise, ...

BİR TAŞRALI HASTALIĞI: TEK TİPÇİLİK

Resim
BİR TAŞRALI HASTALIĞI: TEK TİPÇİLİK Türkiye’de tedavisi olmayan bir hastalık var: Hakikatin merkezine kendini koyma hastalığı. Bu hastalık bencillikten ve taşralı olmaktan kurtulamamaktan kaynaklanıyor. İnsanların kendi fikirlerine inanmaları, inandıklarını savunmaları doğal ve olması gereken bir şeydir. Fakat kendi fikrini hakikatin tek ölçüsü hâline getirmek, alternatif düşüncelerden cüzamdan kaçar gibi kaçmak bir taşralılık hastalığıdır. Taşralılık derken dünyaya kapalı olmayı kast ediyorum. Pekala İstanbul'un göbeğinde de taşralı olunabilir, Bayburt’un köyünde de medenî olunabilir. Taşralı, "mahalle"sinin fikrini mutlak kabul eden, dünyaya yabancı insandır. Bu hastalığın futbolda olması anlaşılabilir. Çünkü futbol tabiatıyla taraftarlıktır. Kişi bir takımı sever, destekler; yenilse de, hatalar yapsa da -belki eleştirir fakat- takımını desteklemeye devam eder. Ancak bu durum –memleketimizde yaygın olduğu üzere- din ve siyasette yaşanınca ortaya abes manzara...

MUSTAFA ÖZTÜRK'E İNFAZ ÇAĞRISI

Resim
  'İlahiyatçıların WhatsApp grubunda Prof. Öztürk için infaz çağrısı yapıldı'  ( https://tr.sputniknews.com/turkiye/201812271036827740-ilahiyatcilarin-whatsapp-grubunda-prof-mustafa-ozturk-icin-infaz-cagrisi/ ) + Dün gazeteci İsmail Saymaz Twitter’da böyle bir durum açıkladı. Ben ilke olarak gizli tanık beyanlarına, kaynağı açıklanmayan haberlere pek inanmama eğilimindeyim. Üstelik sahte ve manipüle edici haberlerin ne kadar rahat yayılabildiğine çok defa şahit oldum. Bu sebeple bu haberin de bir manipülasyon ürünü olabileceği ihtimalini kayıt düşmek gerektiğine inanıyorum. Bununla birlikte bu haber gerçek olsa da, olmasa da Türkiye’de had safhada bir linç kültürü gelişmiş vaziyettedir. En son Sayın Cumhurbaşkanı’nın Fatih Portakal’a “mandalina mıdır, narenciye midir” diye çıkışının ardından “Osmanlı Ocakları” adında bir grup Fox TV’nin önünde yüzde 52’nin diş bilediklerini söyleyerek Portakal’ı protesto etmişti (https://tr.sputniknews.com/turkiye/201812261036808441-osmanli-oc...

PAPAZ OLAYI DEĞERLENDİRMESİ

Resim
Bir haftadadır Facebook anasayfam Amerikalı Rakip hakkında yazılanlarla dolunca ben de bu gönderi altında düşüncelerimi paylaşmaya niyetlendim. Pastör hakkında "asıl" diyecek kadar absürt yorumlardan, "uzatılacak ne var, verelim gitsin" diyecek kadar alakasız yorumlara kadar birçok yorumu hem Facebook'ta hem Twitter'da okudum. Yukarıdaki yorumlar apolitik insanların politika hakkında görüş belirtirken sığındıkları uslüba yakın yorumlar. İlkokulda biz -o zamanki aklımızla- Grönland'a asker yığıp Amerika'yı yıkıyorduk. Bu yorumlar da o minvalde... SÜREÇ Brunson Ekim 2016'ta gözaltında sınırdışı edilmek için gözaltına alınmış. Oturma izni verilmemesinin ve sınırdışı edilmesinin sebebi İçişleri Bakanlığı'nın hakkında yaptığı araştırmalarda edindiği kanaat: Suriyeli mültecilere yönelik yardım kisvesi altında misyonerlik faaliyet yürütmek. FETÖ/PDY kapsamında tutuklanmış. İddianamesi Mart 2018'de hazırlanmış. Ve Temmuz 2018'de de ...

ALLAH'I POLİTİKAYA İCBAR ETMEK

Resim
Bugünlerde “onların doları varsa, bizim de Allah'ımız var” tartışmaları aldı, yürüdü. Bu argüman ve bu argümana karşı çıkışlar yeni değil. Osmanlı’nın sonunda da “Allah’ımız var bizim, tevekkül edelim” deniliyordu. O günlerde Mehmet Âkif (Ersoy) “’Kadermiş!’ Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru: / Belânı istedin, Allah da verdi... doğrusu bu.” diye başlıyor “Bütün o işleri rabbim görür; vazîfesidir... / Yükün hafifledi... Sen şimdi doğru kahveye gir!” diyordu. Sorunu “’Çalış!’ dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun” diye tahlil ediyordu. (Şiirin tamamını aşağıya ekleyeceğim.) Aradan geçen bir yüzyıla rağmen millî düşüncemizde -görülüyor ki- değişen pek bir şey olmamış. Hâlâ yüz sene evvelki ile aynı muhasebeyi görüyoruz. Çalışmayıp, vazifemizi yapmayıp; “Hudâ'yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ” vaziyetinde Rabb’e politika buyuruyoruz. Böyle bir adetullah (Allah’ın adeti) var mı? Böyle bir adetullah olmadığının en büyük kanıtı Muhammed Peygamber Uhud savaşıdır. Cenab-ı Hakk ...