Kayıtlar

Bilgi Felsefesi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Zevkler ve Renkler Tartışılır: Rölativizme/Göreceliliğe Eleştiri

Resim
En güzel renk (Temsili) Günlük hayatta sohbet esnasında “zevkler ve renkler tartışılmaz” denildiğini duymuşsunuzdur. Bu söz her bir bireyin kendine has zevkleri ve beğenileri olduğunu, zevkler ve beğeniler üzerinde uzlaşmanın mümkün olmayacağını iddia eder. Bu motto ta ilkokullarda öğretilir ve bir şekilde dogma olarak kabul edilir. Dahası bir çeşit sofizmi çağrıştıran bu fikrin demokrasinin, farklılıklara saygının ve çoğulculuğun da bir gereği olduğu düşünülür. Bu bağlamda zevklerin ve beğenilerin tartışılmayacağı iddiasıyla aralanan kapıdan içeriye giren rölativizm (görecelilik) değerlere ve ahlakî yargılara kadar ilerler. Artık ortak değer yargıları ve ilkeler yerini “bana göre”lere ve “bence”lere bırakır.  Ancak ne kadar çok tekrar edilse de ve ne kadar çağın dogması hâline gelse de yanlış doğru değildir. Bu blog yazısında rölativizmin bir eleştirisini yapacak, zevklerin ve renklerin gayet tartışılabilir olduğunu, dahası zevkler ve renklerde de doğrular olduğunu iddia edeceği...

POSTMODERNİST BİR HASTALIK OLARAK: HADSİZLİK

Resim
Çoğu zaman ahlakî erdemlerin başı olarak haddini (sınırını, hududunu, yerini) bilmek ifade edilir. Gerçekten de gerek dinî kökenli öğretilerde gerek mistik anlayışlarda gerekse felsefede ahlakın kişinin kendisini tanımasıyla başlayacağı üzerinde durulur. Kendisini tanımayan, imkânlarını ve kabiliyetlerini bilmeyen kimse sınırını çizemez, nihayetinde çatışma kaçınılmaz olur. " Sosyal medya platformlarının ortaya çıkışı " günümüz tartışmalarında konunun daima bir şekilde gelip çattığı bir odak noktası olma özelliğini taşıyor. Böyle olması da çok normal zira bu platformlar hayat tecrübemize her alanda müthiş yenilikler getirdi. Bu yeniliklere bazen adapte olmakta zorluk yaşıyoruz, bazen bu yeniliklerden endişe duyuyoruz ve bazen de bu yenilikler bize bazı zararlar veriyor. Biraz düşünce tarihi… Orta Çağ'da insanlık hakikati keşfetmişti. Hakikat kutsal metinlerde yazanlar ile Yunan felsefesinin bir diyalektiğinden ibaretti. Öyleyse bir tartışmada argümanınızı kutsal kitab...

NOSTALJİ DUYGUSU ÜZERİNE

Resim
            Nostalji duygusu üzerine düşündüğüm konulardan bir tanesidir. İnsanlar neden geçmişlerindeki anılara sempati beslerler? Neden eskilerden gelen müzikler içimizde garip duygular yaratır? Çocukluğumuza, gençliğimize ilişkin bir nesne bizi eskilere götürür, ama bu yolculuk mutlu / huzurlu bir yolculuktur. Bu mutluluğun / huzurun kaynağı nedir?             Bu zamana kadar nostalji duygusunu Schopenhauer’dan esinlendiğim şöyle bir teoriyle izah ediyordum: İnsan süjesi / anlamlandıran ben, kendinden-şey bir varlık olarak, bugündedir. Benliğimiz şu andadır, anı yaşar. Geçmişe dönüp baktığımızda algılayan bende gerçekleşen eylem, zihne depo edilmiş bir takım verilerin algılayan ben tarafından algılanmasıdır. Şöyle ki, 2000 yılında çalan bir müzik hafızamızda depolanmıştır. Bu müziği dinlediğimiz 2000 yılındaki o anı tekrar “orada” olarak yaşamamız mümkün değildir. Anca...

PARADİGMAYI TARTIŞ(MA)MAK YA DA HUKUKTA ADALET KAVRAMINA BİR BAKIŞ

Resim
Paradigmayı Tartış(ma)mak ya da Hukukta Adalet Kavramına Bir Bakış Pirali Çağrı ŞENSOY Adliyeler çoğunlukla mutsuz insanların çözüm aradıkları, bulunacak çözümden tatmin olamadıkları, soğuk, korkutucu, sevilmeyen binalardır. Bu binaların içerisinde amansız bir tiyatro oynanmaktadır. Gerçi bu tiyatro adliyelere özgü değildir, toplumun olduğu yerde kaçınılmaz bir oyun vardır. Her toplumsal model, imaj; aynı zamanda bir tiyatro tiplemesidir. Kişilerden bu tiplemeye uygun davranmaları beklenir. Bütün bu oyun, yahut tiyatro, bir kavram etrafında döner: “Adalet”. Bütün bu hengâme, satranç, tiyatro “adalet” kavramı etrafında dönmektedir ancak oyuncular bu kavram üzerine pek düşünme fırsatı bulamamaktadır. Tiyatro sahnesinde ezberini unutmamak için kendi rollerine odaklanan, bu sebeple de oyunun manasını kaçıran oyunculara kızılabilir mi? Şayet oynadıkları oyun insanların hayatlarına tesir ediyorsa, evet kızılabilir. “ Hukukçular hâlâ hukukun tanımını aramaktadır ” [1] diyen Immanu...

İYİ/KÖTÜ VE DOĞRU/YANLIŞ KAVRAMLARININ KULLANIMI ÜZERİNE BİR NOT

Resim
1- Dün akademik, üstelik felsefî kavramların tartışıldığı, bir toplantıda şöyle bir söz söylendi: “İyi bazen doğru değildir, hatta çoğu zaman doğru değildir”. Böyle cümleler tabiatı itibariyle insanı bir anda çarpıyorlar ve “vaay, gerçekten öyle, hakikaten!” dedirtiyorlar. Ancak felsefî bir süzgeçten geçirince… bu söz ne demek istiyor? Bir anlamı var mı? Bakalım: 2- Doğru ve yanlış epistemolojinin yani bilgi felsefesinin kavramlarıdır. Ben doğru kelimesini “gerçeğe uygun olan” anlamında kullanıyorum. Ortada bir gerçek vardır; bu gerçek hakikat dediğimiz gerçeğin gerçeği de olabilir, bir fizik gerçek ya da gündelik hayatın gerçeği de olabilir. İfade edilen önerme bir iddia sunar. Bu iddia gerçeklikle uyumluysa “doğru”, uyumsuzsa “yanlış” olarak nitelendirilir. Dolayısıyla bir önermenin doğru mu, yoksa yanlış mı olduğu gerçeğe gidilip -şayet yapılabiliyorsa- test edilerek belirlenir. Söz gelimi “dışarıda yağmur yağıyor” cümlesi bir önermedir ve doğru veya yanlış olabilir. Anc...

TANRI, ZAMAN, HAREKET

Resim
Tanrı, Zaman, Hareket             Tanrı’nın zaman ve mekânla ilişkisine dair fikirleri daha evvel okumuştum. Ancak geçen gün bir sohbet esnasında Tanrı’nın geleceği bilemeyeceğine dair ortaya atılan düşünceler aklımda Tanrı’nın zaman ve mekânla ilişkisine dair bir takım düşünceler canlandırdı. Üstüne bir de Kindî felsefesinde bu soruna işaret eden bazı tartışmalara rastlamam konu üzerinde biraz düşünmeme sebep oldu. İşbu yazıyı bu fikirleri unutmamak, paylaşıma açmak, üstesinden gelemediğim sorular için okuyucuların fikrini almak maksadıyla yazıyorum.             I. Zaman ile Hareketin Birbirine Bağlı Oluşu             Zaman denildiğinde ne anlamalıyız? Ben zamanı bir ölçü olarak anlıyorum. Zamanı anlayabilmek, doğru tabirle farkına varabilmek için bir harekete ihtiyaç duyuyorum. Bu itibarla zaman hâlden hâle geç...