Kayıtlar

Devlet etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

HUKUK TOPLUMSAL VAHŞETTEN SORUMLU OLMAKLA İTHAM EDİLİYOR

Resim
            İNSANIN KUTSAL DOĞASI Dehşet verici olaylara tanık oluyoruz. Bu dehşet insanın kutsal doğasıyla bağdaşmaz bir şey. İki seçenek var; ya bu dehşete alışmak yani insanlıktan çıkmak ya da aklını iyice yitirmek. Bu ikisi dışında bir seçenek yok gibi görünüyor. Aynı yeryüzünün üstünde bambaşka dünyalar tecrübe ediyoruz. Kimileri için insan en üstün değer, her şey insan için ve insanla değer kazanarak var; kimisi içinse dünya içlerindeki kötülüğün varlık bulabilmesi için bir zemin. Bu iki dünya algılayışının zıtlığı arasındaki mesafeyi ölçmeye akıl yetmiyor. En azından benim aklım yetmiyor, hâliyle anlayamıyorum. Ben insanın iyi tabiatına dair umut taşıyanlar safındayım. Fakat umut bilgi değildir, garanti değildir, taahhüt değildir. “İnsana dair umut taşıyorum” diyorum; yani dediğim şu: “Gördüğüm pek hoş bir şey değil ama yine de insanda bir değer, bir anlam olmalı”. Şu yeryüzünde kutsal bir şey var mı? Şayet varsa, bir tanecik bile kutsal olan bir ş...

DEPREMDE POLİTİKA YAPILIR MI?

Resim
Politika "polis" (πόλις) kelimesinden geliyor. Polis eski Yunan şehir devletlerinin özel adı. Politika "şehirle/devletle ilgili olan", "polisi/devleti yönetme sanatı" gibi anlamlara geliyor. İnsan hayatını kural olarak özel alan ve kamusal alan olarak ayırmak mümkün. Kamusal alanda cereyan eden tüm hadiseler polisi ilgilendirir dolayısıyla da politiktir. O hâlde politika bizzat deprem için yapılır zaten. Hem politika deprem için yapılmaz da ne için yapılır? Bir yapının inşası için devletin çeşitli makamlarının izni gerekiyor. İnşaat faaliyetinin denetlenmesi gerekiyor. İnsanlar sosyo-ekonomik sebeplerle bu evleri tercih ediyor (öyle ya kim boğaza nazır müstakil evde yaşamak istemez?). Buraya kadar her şey politik. Nihayetinde yağmur yağması, güneş açması kadar doğal, herhangi bir hastalıktan vefat etmek kadar üzücü ama sıradan deprem dediğimiz bir doğal hadise gerçekleşiyor ve yapının usulüne uygun inşa edilmediği meydana çıkıyor. Sonra yine politik şeyl...

HEKİM HAREKETİ VE “MÜJDELER” ÜZERİNE DEĞERLENDİRME

Resim
  Anayasamızın 2'nci maddesi cumhuriyetin niteliklerini sıralarken demokratik bir yönetime sahip olduğumuzu söylüyor. Bir demokrasi olmak ne demektir? Demokratik bir pratik nasıl gelişir? Bizde demokrasi beş yılda bir yapılan seçimle -yeni sistemle birlikte- yönetici kişinin seçildiği bir yönetim sistemi olarak gözüküyor. Bu algılayış sebebiyle halkın tamamının tek bir şahısta tezahürü olan yönetici kendisini hukuk veya yargı ile bağlı olmak mesuliyeti altında hissetmiyor, zira demokraside halk sınırlandırılamaz. Hâlbuki demokrasi, yönetimin demosa (halka) ait olduğu bir yönetim sistemidir. Bu yönüyle demokrasi teokrasiden (Tanrı yönetimi), oligarşiden (grup yönetimi), aristokrasi (soylular yönetimi) gibi sistemlerden ayrılır. Demokrasilerde yönetimin kaynağı halktır ve halk yönetim gücünü daima aktif olarak kullanır. Yasama halk adına, yürütme halk adına, yargı halk adına yapılır, bu sebepledir ki mahkeme kararları "Yüce Türk milleti adına" ibaresiyle birlikte başlar...

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VE MERHAMET POLİTİKASI

Resim
  Yaklaşık bir haftadır yoğun bir siyasî gündem mevcut. Cuma'yı Cumartesi'ye bağlayan gece yayınlanan Resmî Gazete siyasal gündemimizi oldukça yoğun bir şekilde etkiledi. İstanbul Sözleşmesi'ne ilişkin cumhurbaşkanı kararı hem hukuk akademisinin, hem de siyasetin öncelikli gündem maddesi hâline geldi. Biz de bu hususta fikirlerimizi ifade etmek istiyorduk. Ancak akademik çalışmalarımız fikirlerimizi etraflıca ifade etmemiz için uygun zamanı bize bir türlü yaratmadı. Bugün yakaladığım kısa fırsatta bu husustaki acizane fikirlerimi kısaca ifade etmek istiyorum. İstanbul Sözleşmesi'nin içeriği elbette tartışılabilir. Yarar mı, zarar mı getirdiği; bizzat mevcut hükumetin öncülüğünde imzalandığı hâlde bugün neden recmedildiği siyasetin konusudur. Biz bu konuyu tartışmayacağız. Diğer taraftan, sözleşmenin iptaline ilişkin usul pozitif (yürürlükteki) hukuka uygun mu, değil mi tartışmaları hukuk akademisi içerisinde bir haftadır tartışılıyor ve çoğunluk görüşü usule aykırı bi...

AŞI TARTIŞMALARI VE İNSAN HAKLARI

Resim
Yaşadığımız çağ "insan hakları çağı" olarak ifade edilebilir. Gerçekten de bizden önceki nesillerin hayal edemeyeceği bir insan hakları anlayışına ve güvencesine sahibiz. "İnsan hakları" içinde yaşadığımız çağın temel meşruiyet kaynağı ve ekseni. Tüm siyasal, etik, felsefî ve sair tartışmalar bir şekilde insan haklarına temas ediyor. İnsan haklarının anlamı ve kapsamıysa hukukun tartışma konularından bir tanesini teşkil ediyor. İnsan hakları tanımlanırken evvela bir insanın doğuştan ve salt insan olmakla birlikte kazandığı bir hak olarak ifade edilir. Her insan, insan olmakla bu haklara kendiliğinden sahiptir. Mefhum-u muhalifiyle (tersinden okumayla) bu haklar insana bir otorite tarafından bahşedilmiş değildir. Bu haklar evrenseldir ve tüm insanların istisnasız olarak (iyisiyle kötüsüyle, siyahıyla beyazıyla, suçlusuyla masumuyla, katiliyle maktulüyle) sahip oldukları haklardır. Yine bu haklar bölünemezdir ve bir bütündür. Dahası bu haklar vazgeçilemezdir de… Söz...

TÜRKÇÜLÜK DOKTRİNİN İNŞA VE İHYASI

Resim
Gerek yoğun meşguliyetler, gerekse –ve daha çok olarak da- tembellik sebebiyle uzun vakittir Tahtapod'ta yazmayı ihmâl ediyorum. Bu ihmalkârlığa nihayet vermek adına üzerine düşünmekte olduğum bir hususu ilgilerinize sunuyorum. Katıldığım birçok toplantıda muhataplarıma, dinlediğim konferanslarda da hatiplere şu suali yöneltiyorum: "Türkçülüğün bir tanımı var mıdır, sınırları belli midir"? Bu sualin henüz beni tatmin edecek bir cevabına rastlamadım. Kimileri "Türkçülük Türk milletini sevmek ve ona hizmet etmektir" diyor. Bu cevaba mukabil ben de "o hâlde Türk milletini seven, ona hizmet ettiği inancıyla, Türk milletinin huzur ve sükûnunu komünizmde gören bir kişi de Türkçüdür; öyle mi?" diyorum, hatta kanaatimizce bu tanıma göre Türkiye'de Türkçü olmayan kimse Kalmamaktadır. Hâlbuki bir tanım, mefhum her şeyden evvel ağyarına mani olmalı, sınırları çizilmiş / belirlenmiş olmalıdır. Var olmak, her şeyden evvel farklı olmaktır. Bir başka cevap ise, ...

TABU, PALU VE TOPLUM

Resim
            Yakın zamanda Türkiye’nin gündemini meşgul eden bir hadiseye şahit olduk. “Palu” soyismine sahip ailenin yaşadıkları Türk toplumu tarafından merakla takip edildi. Bu takibatın arkasındaki dürtü nedir? Böylesine şüyuu vukuundan beter hadislerin toplum huzurunda tartışılması neden toplumun ilgisini bu kadar çekmektedir?   Bu nevi sorular aklımı kurcaladı. Ben de düşündüklerimi, birbiri arasında bağlantı kurabildiklerimi bu başlık altında toplayarak görünür hâle getirmeyi hedefliyorum.             Palu ailesini Türkiye “Müge Anlı ile Tatlı Sert” isimli programda tanıdı [1] . Palu ailesinin yaşadıkları bu yazının kapsamında değildir. Programları izleme fırsatı bulamayan bir kişi olarak ayrıntılarına vakıf da değilim zaten. Ancak dışarıdan takip edebildiğim kadarıyla TCK 81 (kasten öldürme), TCK 86 (kasten yaralama), TCK 96 (eziyet), TCK 102 (cinsel saldırı), T...

PARADİGMAYI TARTIŞ(MA)MAK YA DA HUKUKTA ADALET KAVRAMINA BİR BAKIŞ

Resim
Paradigmayı Tartış(ma)mak ya da Hukukta Adalet Kavramına Bir Bakış Pirali Çağrı ŞENSOY Adliyeler çoğunlukla mutsuz insanların çözüm aradıkları, bulunacak çözümden tatmin olamadıkları, soğuk, korkutucu, sevilmeyen binalardır. Bu binaların içerisinde amansız bir tiyatro oynanmaktadır. Gerçi bu tiyatro adliyelere özgü değildir, toplumun olduğu yerde kaçınılmaz bir oyun vardır. Her toplumsal model, imaj; aynı zamanda bir tiyatro tiplemesidir. Kişilerden bu tiplemeye uygun davranmaları beklenir. Bütün bu oyun, yahut tiyatro, bir kavram etrafında döner: “Adalet”. Bütün bu hengâme, satranç, tiyatro “adalet” kavramı etrafında dönmektedir ancak oyuncular bu kavram üzerine pek düşünme fırsatı bulamamaktadır. Tiyatro sahnesinde ezberini unutmamak için kendi rollerine odaklanan, bu sebeple de oyunun manasını kaçıran oyunculara kızılabilir mi? Şayet oynadıkları oyun insanların hayatlarına tesir ediyorsa, evet kızılabilir. “ Hukukçular hâlâ hukukun tanımını aramaktadır ” [1] diyen Immanu...