Kayıtlar

BİLMEYE DAİR

Resim
(Mehmet Nebi hocamın Mehmet Kaşifoğlu müstear adıyla Barbar dergisinde yayınladığı yazıdan mülhemdir.) “Öz-ne değilim çünkü hiçbir şey bende başlamıyor ve bende bitmiyor.  Öz'lük bende değil. Bende bulunan yalnızca kulluğumdur: Oluşa ve ölüşe, olduruşa ve öldürüşe açık kulluğum.” s. 68 İsmet Özel - Tahrir Vazifeleri Mehmet Nebi Hocam şunları söylüyor: Seçemediği bir zaman, mekân ve içtimaî yapı içinde kendini bulan insan, bu yapının dayatmalarıyla fıtrat arasında çatışma başladığında kendi içine doğru bir yürüyüşe başlar. Yönünü kendi içine çevirdiğinde artık ayaklarını basabildiği tek zemin kendi varlığıdır.             Öyle zannediyorum ki herhangi bir felsefî hakikate erişmenin yolu epistemolojik sorulara cevap bulmaktan geçiyor. Özellikle de bilginin kaynağına dair sorular. İnsanlık bin yıllardır nasıl bilebileceğini soruyor ve tartışıyor. Nasıl bilebileceğini bilmek ortaya bir metot koymak açısında...

ÖDÜNÇ SÖZLERLE AŞK YAŞAMAK

Resim
“Aya gideceğim. Bütün sevdiklerim orada sürgünde olmalı, gidip orada Sokrat ve Galilée'yi bulmalı. Filozof, fizikçi, şair, kavgacı, müzisyen ve uzay seyyahı, hazırcevap ustası… Üstelik âşık. Ama kendine hayrı yok. Rahmetli Hercule-Savinien de Cyrano de Bergerac . Her şeydi... Ve hiçbir şeydi. Her şey olayım derken hiçbir şey olamadı. Gidiyorum. Kusura bakmayın.” Cyrano de Bergerac’la tanıştınız mı? Ben de bugüne kadar tanışmamıştım. Edebiyat denizi bir hocamın tavsiyesiyle 1990’da çekilen başrolünü Gérard Depardieu’nın oynadığı filmi (ve yine onun tavsiyesi ile Rüştü Asyalı’nın seslendirmesiyle) izleyerek tanıştım onunla, sevdiği Roxane ile ve Roxane’nin sevgilisi Baron Chrisan de Neuvillete ile… Filmin odağındaki kişi hiç kuşkusuz Cyrano de Bergerac. Onun kadar maharetli bir savaşçı ve onun kadar usta bir şair bulmak da, olmak da zor. Aynı zamanda da sevdiğinin mutlu olması için aşkını kalbine gömerek, sevdiğini mutlu etmek için onun sevgilisine şiirler veren bir âşık! ...

3 MAYIS'I ANARKEN

Resim
I- 3 Mayıs Atsız'ın ifadesiyle Türkçülüğün ayağa kalkış günüdür. Türkçülerin siyasî platformda "ben de varım" deyişlerinin yıl dönümüdür. II- 3 Mayıs ruhunu yaşamak ve yaşatabilmek geçmişin neşriyatını gündeme getirmek ve kuru bir anmaktan ibaret olmamalıdır. Bilakis bu tavır 3 Mayıs ruhunu bastıran bir gaz alma faaliyetidir. 3 Mayıs Türkçülüğün "ben de varım!" demesinin yöntem ve araçlarını tartışmanın, her yıl yeniden var olabilmenin bir vesilesi olmalıdır. III- Yeniden var olabilmek nasıl mümkündür? "Yeniden" denildiğine göre önceden var olmak gerekir ki vardık, sonra yok olmak gerekir ki yokuz. Peki, var olmak ne demektir? Descartes "düşünüyorum, o hâlde varım" diyor. Varlığını düşünmek/anlamlandırmak temeline oturtuyor. Hakikaten var olmanın birinci belirtisi ve şartı süje(tahlil eden/anlamlandıran ben) olmaktır. Bakmak görmeyi, görmek anlamlandırmayı ve ancak anlamlandırmadır ki, faaliyet ve değişimi beraberinde getirebilir. I...

İNKİŞAFIN ANAHTARI: HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ

Resim
Türkiye’nin diğer medeniyetlerle yarışında üstün gelmesini ve kalkınarak gelişmesini istemeyenimiz yok. Peki, bu nasıl olacak? Sanayi devrimini kaçıran ecdadın ceremesini çeken nesilleriz biz. Hâlâ şimendiferi yakalama gayretindeyiz. Ancak günlük mevzuları tartışmak bazen ufkumuzu daraltıyor, küçük hesaplarla büyük kazançlar elde edeceğimiz zannına kapılıyoruz. “Üç kuruşa beş köfte yok”. Çalışmak mecburiyetindeyiz. Dünya bugün “yapay zekâ teknolojisi”nden, “yapay organ üretilmesi”nden, “doğal kaynakların enerji ihtiyacını karşılamada kullanılması”ndan bahsediyor. Bugünün teknolojisi artık makineleri bırakın bilgisayarlar bile değil. Dünya “3 Boyutlu Yazıcı” teknolojisi ile hem her evi bir fabrika hâline getirmeye hazırlanıyor, hem de insanın mahsurlu uzuvlarını insandan elde ettiği hammadde ile bilgisayarda düzelterek üç boyutlu yazıcı ile organik uzuvlar yaratmayı tartışıyor. Biz bu tartışmaların ancak “bu etik mi”, “Tanrı’nın yarattığı kadere müdahale anlamına gelmez mi” boy...

MARKSİZM'E BİRKAÇ ELEŞTİRİ

Resim
Trabzon’da farklı fikirlerden okur-yazar gençlerin bir araya gelebilecekleri, fikir teatisinde bulunarak kendilerine ve düşünceye katkı yapabilecekleri bir platform ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu amaç etrafında Genç Entelektüeller Topluluğu adını verdiğimiz bir yapı teşekkül ettirdik. Bu topluluk ile herhangi bir mani çıkmadıkça haftada bir toplanmaya, farklı konuları değerlendirmeye çalışıyoruz. En büyük maksadımız farklı fikirlerden gençleri bir araya getirebilmek, birbirlerini saygı ve tahammül çerçevesinde dinleyebilecekleri bir ortam yaratmaktı. Genç Entelektüeller Topluluğu olarak 17.Mart.2017 Cuma günü oldukça güzel bir tartışma meydana getirdik. Marksist düşünceden bir arkadaşımız bize “Sosyalizm ve Ahlâk” başlıklı bir sunum yaptı. Karşılıklı eleştiri ve tartışmalarda bulunduk. Kendi adıma çokça istifade ettim. Bu tartışmada eleştirmek üzere aldığım notları, orada söylemeye imkân bulamadıklarımı henüz sıcakken bir vesika olarak kaydetmek üzere bu satırları yazmaya karar ...

2017 ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TEKLİFİNE ELEŞTİRİLERİM

Resim
2017 Anayasa Değişikliği Teklifine Eleştirilerim Yazıyı “.pdf” olarak okumak ve indirmek için tıklatınız. Birkaç haftadır gündemimizi meşgul eden Anayasa Değişikliği ile ilgili kanaatlerimi gördüğüm lüzum üzerine derli-toplu bir vaziyette paylaşmak istiyorum.             Eleştirilerimi “konjonktürel”, “siyasî” ve “hukukî” olmak üzere üç ana başlık altında toplayacağım. (Yan tarafta sırasıyla incelediğimiz konular yer almaktadır.) Dileyen okurlar yalnızca ilgili bölümü okuyabilirler. A.      Konjonktürel Eleştiriler 1.       Terör Anayasa değişikliğine yapılacak olan en temel eleştiri hiç kuşkusuz neden böylesine acele bir değişikliğe lüzum görüldüğüdür. Türkiye 2016 yılında büyüklü küçüklü sayısız terör saldırısına uğradı. 2016 yılı, Ocak ayında Sultanahmet Meydanı’nda turistlere yönelik yapılan saldırı ile başladı. Ankara Kızılay’da, İstanbul Vezneciler’de, Ata...