Kayıtlar

PASSENGERS FİLMİ VE İKİ AHLAKİ TARTIŞMA

Resim
                                                  Kendimi film tahlili yapacak yetkinliğe sahip görmüyorum. Fakat bununla birlikte fena sayılmayacak bir sinema izleyicisiyim. Hasbelkader karşıma çıkan filmlerde kendimce önemli gördüğüm noktalara tebarüz edebilir, bu noktalar üzerinden kendime sorun devşirerek müstefit olmaya çalışırım.                 Başrollerini Jennifer Lawrence ve Chris Pratt’in paylaştıkları “Passengers” filmini yakın zamanda izledim. Bu filmi dikkat çekici bulduğum iki konuya parmak basmak, filmi iki tartışmaya vesile kılmak için bir araç olarak kullanacağım. (“Spoiler” denilen olaya titizliği olanlar yazıya devam etmeyebilir. Fakat filme dair ipuçlarının bu filmin zevkin kaçırmayacağı kanaatindeyim. Filmin konusunu okuyan herkesin vakıf olduğu ipuçları y...

HUKUKUN TEMELİ OLARAK: AHLAK

Resim
“Hukuk nedir?” Bu sorunun bir ders esnasında cevaplanması iktiza ederse şöyle bir cevap verilebilir: “ Hukuk toplum hayatını adalet düşüncesine uygun olarak düzenleyen ve gerektiğinde devlet otoritesiyle hükmüne uyulması sağlanan kurallar bütünüdür.” [1] Hâlbuki felsefî bir tartışma zemininde bu tanım birçok açıdan muğlak durmaktadır. Sözgelimi “adalet düşüncesi” ve ona “uygun olmak” ne demektir? Devlet gerektiğinde otoritesiyle bu kuralları uyulmasını sağlama yetkisini nereden buluyor?                 Öyle zannediyorum ki, “Hukuk nedir?” sorusunun cevabına ancak Pascal’ın dikkat çektiği şu çelişkiyi çözerek ulaşabiliriz: “- Niçin beni öldürüyorsunuz?” “- Tabii! Siz nehrin öbür kıyısındaki topraklarda oturmuyor musunuz? Dostum, eğer siz de benim gibi bu kıyıda otursaydınız sizi böyle öldürmekliğim bir cinayet sayılacak, ben de bir kâtil olacaktım; fakat mademki siz öbür kıyıda oturuyorsunuz, yaptığım iş hak...

TORPİL/REFERANS ÜZERİNE BİRKAÇ MÜLAHAZA

Resim
                ( Lüzumuna binaen… DİKKAT! BU YAZI AĞIR SORUMLULUKLAR YÜKLER!)                 Üniversite hayatı sona yaklaştıkça mevzuular geleceğe yönelik tasarılara meylediyor. İster istemez de yollar torpile (cafcaflı adıyla “referans”a) çıkıyor. Son birkaç haftada torpille alakalı fikirlerim o kadar çok soruldu ki, bir yazı hâlinde paylaşmak, istifadeye sunmak ihtiyacı hissettim.                 Evvela “torpil” denildiğinde ne anladığımı izah etmeliyim: Torpil denildiğinde tanımadığı (veya tanıdığı) hâlde hak etmediği bir mevkie (velev ki hak etse bile) sırf siyasal/dinî/felsefî ve sair saiklerle (yani liyakat ve ehliyetle değil) bir kişinin atanmasına aracılık etmeyi anlıyorum. Dolayısıyla başarılı bulduğu öğrencisini kendisine asistan yapan hocayı, hâkim-savcılık sınavında adayın çevr...

YOKLUĞUN YOKLUĞUNA DAİR

Resim
                Varlığın varlığı hakikatin ilk sağlam kalesidir. Kendimi, evreni, var olan her şeyi soyutlasam da soyutlayamayacağım şey olarak “varlık” karşıma çıkmakta… Var olanın var olduğuna kuşku yok. Peki ya yokluk?                 Yokluk insan müdrikesinde mevcut olmayan bir şeydir. Daha doğrusu, varlık keyfî iken, yokluk keyfiyete has bir kavram değildir. Bir şeyin yok olmasını tahayyül edemeyiz. “Yokluk” denildiğinde benim aklımda karanlık/simsiyah bir uzay boşluğu canlanır. (Bir de politikacıların erdemi.) Hâlbuki karanlık/siyah var olan bir şeydir. Bir şeyi tahayyül etmekle onun hayâlini var kılarız. Meğerki yokluk olsun. Yokluğun bizatihi kendisini tahayyül etme, kavrama imkânına sahip değiliz.                 “Yok”, “hiç” kelimelerini günlük hayatta kemiyet belirtirken kullanırız....

BİLMEYE DAİR

Resim
(Mehmet Nebi hocamın Mehmet Kaşifoğlu müstear adıyla Barbar dergisinde yayınladığı yazıdan mülhemdir.) “Öz-ne değilim çünkü hiçbir şey bende başlamıyor ve bende bitmiyor.  Öz'lük bende değil. Bende bulunan yalnızca kulluğumdur: Oluşa ve ölüşe, olduruşa ve öldürüşe açık kulluğum.” s. 68 İsmet Özel - Tahrir Vazifeleri Mehmet Nebi Hocam şunları söylüyor: Seçemediği bir zaman, mekân ve içtimaî yapı içinde kendini bulan insan, bu yapının dayatmalarıyla fıtrat arasında çatışma başladığında kendi içine doğru bir yürüyüşe başlar. Yönünü kendi içine çevirdiğinde artık ayaklarını basabildiği tek zemin kendi varlığıdır.             Öyle zannediyorum ki herhangi bir felsefî hakikate erişmenin yolu epistemolojik sorulara cevap bulmaktan geçiyor. Özellikle de bilginin kaynağına dair sorular. İnsanlık bin yıllardır nasıl bilebileceğini soruyor ve tartışıyor. Nasıl bilebileceğini bilmek ortaya bir metot koymak açısında...

ÖDÜNÇ SÖZLERLE AŞK YAŞAMAK

Resim
“Aya gideceğim. Bütün sevdiklerim orada sürgünde olmalı, gidip orada Sokrat ve Galilée'yi bulmalı. Filozof, fizikçi, şair, kavgacı, müzisyen ve uzay seyyahı, hazırcevap ustası… Üstelik âşık. Ama kendine hayrı yok. Rahmetli Hercule-Savinien de Cyrano de Bergerac . Her şeydi... Ve hiçbir şeydi. Her şey olayım derken hiçbir şey olamadı. Gidiyorum. Kusura bakmayın.” Cyrano de Bergerac’la tanıştınız mı? Ben de bugüne kadar tanışmamıştım. Edebiyat denizi bir hocamın tavsiyesiyle 1990’da çekilen başrolünü Gérard Depardieu’nın oynadığı filmi (ve yine onun tavsiyesi ile Rüştü Asyalı’nın seslendirmesiyle) izleyerek tanıştım onunla, sevdiği Roxane ile ve Roxane’nin sevgilisi Baron Chrisan de Neuvillete ile… Filmin odağındaki kişi hiç kuşkusuz Cyrano de Bergerac. Onun kadar maharetli bir savaşçı ve onun kadar usta bir şair bulmak da, olmak da zor. Aynı zamanda da sevdiğinin mutlu olması için aşkını kalbine gömerek, sevdiğini mutlu etmek için onun sevgilisine şiirler veren bir âşık! ...

3 MAYIS'I ANARKEN

Resim
I- 3 Mayıs Atsız'ın ifadesiyle Türkçülüğün ayağa kalkış günüdür. Türkçülerin siyasî platformda "ben de varım" deyişlerinin yıl dönümüdür. II- 3 Mayıs ruhunu yaşamak ve yaşatabilmek geçmişin neşriyatını gündeme getirmek ve kuru bir anmaktan ibaret olmamalıdır. Bilakis bu tavır 3 Mayıs ruhunu bastıran bir gaz alma faaliyetidir. 3 Mayıs Türkçülüğün "ben de varım!" demesinin yöntem ve araçlarını tartışmanın, her yıl yeniden var olabilmenin bir vesilesi olmalıdır. III- Yeniden var olabilmek nasıl mümkündür? "Yeniden" denildiğine göre önceden var olmak gerekir ki vardık, sonra yok olmak gerekir ki yokuz. Peki, var olmak ne demektir? Descartes "düşünüyorum, o hâlde varım" diyor. Varlığını düşünmek/anlamlandırmak temeline oturtuyor. Hakikaten var olmanın birinci belirtisi ve şartı süje(tahlil eden/anlamlandıran ben) olmaktır. Bakmak görmeyi, görmek anlamlandırmayı ve ancak anlamlandırmadır ki, faaliyet ve değişimi beraberinde getirebilir. I...